20 Mayıs 2008 Salı

farkınday"mış" gibi..

bilmesine biliyorum; farkındalıksa almış başını gitmiş.. kolay çıkılır eğik düzlemdir hayat.. dengesini doğru kurabilene.. dahası verilmiştir akıl, uygulamaya alasın diye..bilerek uygulayasın, farkında yaşayasın diye..

peki bu kadar farkında olup da ne diye kalkansız kılıç kullanırsın diye sormazlar mı adama.. sorarlar..ortalıkta bir sürü küçücük fıçıcık varken, gözünü kapayıp, elinin tersiyle de itemez ki insan..sorarlar..

oyunu kurallarıyla oynayan mı kalmış.. kurallara uymak mı yanlışmış, oyun yanlışın farkında olmak mıymış..
hayatın devrikliğine inat, -mış gibi yapıyorum,
ama hayat çizgilerimi artık taşırmadan boyayın lütfen..


dipnot:
...
kendini seçemiyorsun; bırakıp kaçamıyorsun
yazmadığın bir hikayede, uzun ya da kısa vadede
az biraz keşfediyorsun..
öteki olabilmeyi, yerine koyabilmeyi,geride durabilmeyi öğreniyorsun...

ne gemiler yaktım; o kadar yandı ki canım sonunda karşıdan baktım..
ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım..

bu kızı yeniden büyütmeliyim....
...farkındayım...

2 Mayıs 2008 Cuma

prenses prenses olalı...

hayat herzaman istediğimiz yönde gitmiyor azizim.. sanırım bu cümle üzerinde "mutabık" kalmayan yoktur..

Peki hayatın bizi götürmek istediği yer ile gitmek istenilen arasında fark olursa ne olur, işte o zaman yöneylem duygumuz tavan yapar ve hızla dümene sarılır tersinir harekete başlarız..hakkımız var mı var..yer mi hayat.. yerse ne ala..

okurdan uzak kaldığımı bu aralıkta sürekli bir dümen kırma halindeyim.
gelgelelim, bu durum arzını müteakip hayata fiktif girişler yaparak defacto düzeni bozmaya da niyetlendim...ama hani o kaçışların en süslüsü var ya; hani o "kaideyi bozmaz" denen can sıkıcı durumda olduğu gibi, bir süreliğine kendi çözümlemelerimle başbaşa yol bulmaya çalışıyorum...

prenses prenses olalı, hayatına dair to do list.i hiç bu kadar kabarmamış, hiç bu kadar sorgulanmamıştı..

olacağına varır işler azizim, hayat böyle..herzaman istediğimiz yönde gitmiyor..
kır dümeni, kır dümeni!!

Lambaya püf!

21 Mart 2008 Cuma

bonjour :))

farkındayım kahve molası baya uzun sürdü, bana bişi olmadı, burdayım.. şükür tabi.
saygısızlık sanmayınız sakın; biraz teknik, biraz üşenmişlik, biraz "aslan kaçmış müdürüm" ayakları bunlar..hoşgörüşlere açız.

ama tarihe baktım da -bak sen- ; ayıp edilmiş hakikaten! ayıp benim, özrüm kabahatimden büyük. hatta skandal!!
kusura bakmayınız.
ömürden geçip giden günlerde hani yaşlanmışlığım bir tarafa, özel günlerde yapılan piklerin de kalmamış esprisi, hatta erken cumartesilerimin nedeni bile bende kalmış..

yanaktan bir pöti fransız öpücüğü, bir makas alınmış.

ha tabi bu arada prens kocaman bir türkiye coğrafik gezisi yapmış, eli boş gönlü hoş dönmüş,
prenses sıkılmış..

haksız bulmuş birilerini prenses, diyardan mı gitse, deveyi mi gütse bilememiş,
azıcık inancı, güveni yıkılmış; ne yapsın, gülümsemesiyle dövmüş, üzerine kahkasını koymuş...

mişli geçmiş, olmuş bitmiş..
yıldız yıldız gözleri varmış, bi varmış bir yokmuş...

3 Şubat 2008 Pazar

bir kahve molası da benden..

bugün öğleni günle birleşiren vakitte (ki iki gündür sabahı kaçırıyorum) edilen kocaman pazar kahvaltısı sonrası uzunca bir müddet bir arayışa giremedim haliyle, ve fakat gelin görünki kriz tatlı tarafımdan vurdu. İtina ile yapılan noktasal bir atış cheesecake browni zaferi ile sonuçlanırken, konu itibariyle ekte realitesi yaşanmış fotoğraf karelerinin arşivden çıkma vakti ziyadesiyle gelmişti artık...


ve karşınızda sıkıcı iş hayatımızın; iple çekilmekle birlikte zevkli hale getirmek için daha genişleterek kullanılması arzu edilen öğle tatili son dakika manzaraları:




(zira bu noktada reklama giremeyeceğim ama hakikaten kreatif ekibin ellerine sağlık :) değil mi kuzularrr)


kahve ve tatlı neden bu kadar iyi bir ikilidir,
bir o kadar zararlı,
bi o kadar da çekicidir???
peki tiramusu neden bu kadar kolay ağızda erir ve türk kahvesini gerçekten türkler mi keşfetmiştir...


sorularımdan fevkalade memnun bir şekilde kafamda binbir beyaz baloncuk, nedense tarihi tekerrür ettiği bu pazar akşamı dinlenme halini almaya kaçıyorum... farkettiyseniz bir pazar akşamı olağanüstü keyifsizlikle kalmışım adada, ha bir hafta geçti mi geçti elbet, ama yine bir haftasonu da geçti, üstelik çarçabuk!! entegrasyon tamamdır!


bknz dipnot vermeden geçemedim :

çünküüü pazarımızı kapatsakta hakkını yemeyelim şimdi o güzel cumartesi akşamının; soframızda mezelerimiz, akordiyonlu mehmet abimiz, Güven Kıraç ve dostalarıyla beraber ve solo şarkılarımız..nameler inlerken, "haydi 'Boncuk' hepberaber" şakıyalım ama arada"duyarım yazmışsın iki satır facebook, vermişsin trene halimi unutup" abiye de afiyetle kaldıralım... hatta "ya kendin gel, ya da mail gönder" değil mi ama :)) hatırlamaktan ziyadesiyle çekindiğimiz tek kare kalamar olsa da..


ay be saykokilırr,wowowo wowowowowo, nasıl bir karmaşa yaşamışız be!!
yok iyi geldi iyi :)
eğlendik.
kod adı m.o.j.o.

27 Ocak 2008 Pazar

haftanın sonu, bir nakarat gibi..

son saatleri yine haftasonunun, yine son dakika yorgunluğu çöktü üzerime, nedense :)
yarın yine pazartesi, yine değişmeyen sendrom, yine erken saatte çalan saatin sesi..
kesinlikle haftasonları daha uzun olmalı, ben bunu bilir bunu söylerim.. ki hafta içleri çekilebilir olsun.. şimdi bi ıslık tutturup başlamama az kaldı; "pazar günleri pazartesi alır beniiiii....kıymetini giderken anlamak gibiii.......haftanın sonuuuuu, bir nakarat gibiiiiii..."

neyseki bu hafta içi dostane gecelerle oldukça keyifli geçti.. biraz izmir'imin havası geldi uzaklardan; ziyadesiyle sıkışık zaman dilimindeki en uzun muhabet edildi.. muhabbet güneye gönderildi.. üzülündü..hafta sonu uzundur gidilemeyen bibuçuk ziyaret edildi...gülündü eğlenildi..
pazar keyfi yapıldı edildi.. gel gör ki yarın yine pazartesiiiii!!

yani şu anda sütümü içmiş, yarınki kostümüme karar vermiş, yatağıma doğru ilerlerken diyebileceğim tek şey:
bö, bö ve yine bö..


11 Ocak 2008 Cuma

hip hip hip-nose..!

vücut ritmim gittikçe haleti ruhiyem gibi düşmeye başladı, üstüne üstlük soğuk alıyorum..ama işin kötüsü soluk alamıyorum.. aldığım oksijenin yetersizliği de bu ritim düşüklüğüne sebep olabilir elbet ama ben bunu tıkalı burunlar yasasından ziyade heuristic yaklaşıma bağlıyorum.. kulakların çınlasın be Beno! if.. then...

kokusu yakında çıkacak bir dizi entrikanın ortasında burnum tıkalı oturduğuma mı yanayım, zamanın değerini maksimumda bilip yaşayan bir insanken saydığım 60'lık dilimlerin yavaş seyrine mi dalıyım; bilemedim. buyrunuz gülün bittiği yerden koparınız.

tüm bu bohemik durum içinde iyi ki varsın d(l)ost!! Aramıza giren uzuuun "bir" yıldan sonra üçerli beşerli kampanyalı dönem gibi sarıldım sana yine, stoklarla sınırlısın biliyorum..en azından tükenene dek çekilir hale gelen "eve dönüş"lerim var elimde. ama bu muzip ve şakacı transport phenomena için sonrasına yine yeni yeniden b-planları gerekecek... (bkz. Beno's mathematical modelling&simulation)

ahah! aslında en büyük plan ortada; acilinden bir ev bulmam gerek..
mesela merkezi konumlu, masrafsız, mesela ara katta, kombili,1+1.... ve mümkünse sahibinden.. :D sadece 3 ayım var..

Bu bir seferberlik ilanıdır!!!!

8 Ocak 2008 Salı

kırık vazo güzel nasıl görünür!

hadi bakalıııımmm...
bu; "yaşar ne yaşar, ne yaşamaz" misali topikten nasıl bir ruhani iç bütünlüğü yaşadığımı az-buçuk anlatabilmişimdir umarım.. derin bir sorgulama mevzu bahis, üstelik olaylar hakikaten enterasan.. Üstelik bunlar garip şeyler ve bir o kadar da tuhaf (her hakkı saklıdır)

hayatın her aşamasında öğreneceğimiz bir dolu "altın" kural var.. gün olur devran dönermiş hem; ve o gün olur suya sabuna dokunmadan nasıl iş yürütülürü öğrenmek de nasip olurmuş.

bir zamanlar yol yordam nedir bilir, uyar, uygulardım.. inanır/inanmaz ama algoritmik de olsa ritme uyum sağlardım.. dım diyorum çünkü son günlerdeki şok dalgalarının frekans bozukluğundan mıdır bilmem algı eşiğim 7onda 4, onda beş! sallana yuvarlana bir hallerdeyim.

isteyen uyumsuzluk desin, isteyen yıldız haritalarından destek alsın.. sonuçta yine hayatın altın kurallarına çıkıyor yollar... ve ben bu serzenişimi kırık bir vazoya kırık tarafından bakıp, onu kullanılmayacaklar bölümüne koymama savaşımda, bir demet çiçek bulmak için yapıyorum..

kimbilir, belki de çiçek o kadar güzel yerleşir ki, kırık vazo yeniden iş görür raporu alır...hatta ve hatta dekoratif obje olma özelliği kazanır..

hatta mis gibi koku saçması da cabası, hani çiçeksel sem"pati" :)

Lafım pozitif düşünceye, düşünceye erdirene.. teşekkürlerimle..