14 Ekim 2008 Salı

Kuzu Bozması ve Çakıltaşları

Gelmiştir sarılmanın kaleme vakti, akıtmanın zamanı yüreği…kısa tutulacaktır söylem.. derindir, içinde saklıdır özneleri..nesneleri..

Müsaade isterkenki halet-i ruhiyemin izdüşümümü, yoksa kendime zorla da olsa kabul ettirdiğim gerçekliğin hüznü müdür halen süregelen bilmiyorum..ama kuzunun bilinçli farkındalık evresi devam ediyor.. kuzu bozması bu…

Gelgelelim zamanı iki ters bir düz yaşıyoruz da, ne kudretli bir kuzu genidir bu ki sevincimiz kahkahamızla bir anda şenlenirken, sinirimiz boğazımızı tıkayıp bir hıçkırıkta son bulabiliyor. Son bulmaların gönüllü tercihi mi yapılan, istemeden kırılmak mı ya da kırmak, yoksa kuzu kuzu boyun eğmeyi öğrenebilmek mi büyümek…?

Ben çözümü artık sahil kenarında arıyorum. Toplayıp çakıl taşlarını avuçlarıma sektiresiye fırlatasıya oynamak istiyorum… her çakılın ismi, şemalinde saklı…



hayat çakıltaşlarının üzerinde yürürken, aslında suyun serinliğini hissedebilmek değil midir..
kuzu her zaman saftır, yumuk yumuktur, sevimlidir...

14 Ağustos 2008 Perşembe

müsadenizle...

bana edecek kelam kalmamış bu aralar..
kah bir teşekkür, kah bin nasihat...kim nasıl isterse...
ben kaçıp gideni oynuyorum, sense oyunbozan.

*****

"Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz...

....


CAN YUCEL"

30 Temmuz 2008 Çarşamba

bir hadise var...

siz deyin ilk gençlik hevesleri, ben diyeyim akdeniz kıyıları... ya da körpecik küçücük fıçıcık zamanları.. bir varmışız bir yokmuşuz derken büyüdüğümüz anları..

hem ağlıyorsam da nedeni var...gülümsüyorsam da...
her anımızın bir nedeni olduğu kadar...
herşeyin bir nedeni var...

....

Başımda deli sevdalar yüreğimde yar
Gözlerim bir mihenktasi aynalar kadar
Dallarimi kirdilar da susar leylim yar
Korkarim uzaktır yollar gençliğim kadar

....

falan filan...

10 Temmuz 2008 Perşembe

makyajsız yazı

sabahları yataktan kendimi, yastığımı, hatta utanmasam komple yatağı sürüyerek kalkalıberi neredeyse dört yıla geldi.. ne şevk kaldı, ne heyecan.. tabir-i caiz midir bilemem hocam ama domuzluk diyoruz biz buna; mahmurluktan hallice olanı..

hani eskiden dillerimizde ezber "erken yatarım, erken kalkarım..." hatta üzerinize afiyet "bir yumurtayı sütle çırparım"..ama bi de yanında "kızarmış ekmek, biraz da peynir".. hakkaten "aman efendim, ne güzel yenir..." şarkısı değil miydi? yalan. külliyen yalan. bu da bir çeşit öğreti.

eskidendi bunlar, çok eskiden... hayat üzerimizden hızlıca geçmeden önceydi...
"bu şehir insanı hayli yoruyor.."ben bunu bilir bunu söylerim;melodi de gereksiz heyecan da yok, sakin serseniş hesabı.

kalmadı ki yaz gününün taze güneşini gördüğünde bile mutlulukla gerinecek bir yürek..
kalan varsa ne ala.
ben yastığa kafamı gömmeyi tercih edenlerdenim...

herşey gibi sabahlar da makyaj güzeli artık.. hey gidi!!

1 Temmuz 2008 Salı

kordonun yıldızı,yakamozu,keskin tuzu tadında...

nasıl da özledim seni şehr-i "belle"...
ne yıldızın, ne yakamozun kaldı sayıklamadığım, ne havan ne suyun.. hatta cantların bile.. bu son melodik esinti de özlemime tuz biber, yine kalbim ege'de kaldı bu aralar... özlemim boyumu aştı, özlemim kordon boyu...

kah devirdiğim yılları nasılda huysuz geçirdiğime yandım; kah doğru bildiklerimden nasıl şaştığıma... kah büyüdüğüme yandım, keşf-i diyar yaşımdan bir çıpıda geçtiğime; hatta gezmediğim görmediğim köşem kaldığına hayıflanırken, aslında toz bulutu güzelliğine yeniden daldım.. daldım da yandım..

hayatı tesadüflerle mi yaşıyoruz kaderle kesiştirirken, tuzlu deniz mi tesadüf hep karşımıza çıkıyor; yoksa biz dalgalanmaktan mı korkuyoruz.. güneşe doğru yüzümüzü çevirirken; hep mi karşı sahile vuruyor içimizden geçenler... tesadüfün kıyıları aslında içimizden geçenlerin yarattığı dalgalarla şekilleniyorda ondan mı hep hayatı kaçırıyoruz... hayatı kaçırdığımıza yanarken, sahil boyu sabahlıyoruz...

ama ben ben göz vuruşuyla yerlebir olan zamanları da bilirim...
ucundan tutar, koluna girer, yine bilirim...
ben o günbatışarında, gündoğuşlarında balkon keyiflerini de bilirim...
tadını da tuzunuda bilirim o şehrin...
çırası yananları da...

bu aralar topuk tıkırtısında delikanlı makamlar...
bu aralar buralarda izmir kokuyor..
burnumda tutuyor taze çiçek zamanlarım...
özleminden tesadüfen kadeh vurulacak bir yaka aranıyor...

12 Haziran 2008 Perşembe

bakım onarım-onamam

vücudumda biriken laktik;omuzlarımı yerçekimine yenik düşürdüğüyle kalmayıp, koltuğa paralel duruşa zorluyor.. yani haftanın daha sallanır gününde sekizyüzbilmemkaç mil yapmak yaramadı.. anacım, hakikaten yüksek yüksek tepelere ev mev kurmasınlar, atı yelkeni onların olsun, uzuuuuuuuun köprülerden geçedursun; ben almiyim... se bai dü :)

puffffffff... hakikaten bu yorgun ve durgun ruhani salınımdan acil uyanmam, uygun adım hanenin her köşesine ulaşmam; elimin yettiğince toparlanmam, üstüne üslük erken merken kuzu saymam gerekiyor..

sıpa the jr çit atlıcak bu pazar..
seferin seyri; sahil kasabası
nedeni "birlikten kuvvet doğar" hesabı...

o halde; gelir noktası üçlü beşli
söz biter prenses gider yazı kalır...

hiç dik açıya gerek yoktu şimdi ama, neyse :))

5 Haziran 2008 Perşembe

içindeymişik yeşilmişik...

- hoşgeldin cuuun :)
sene-i devir mi dersin, tarihin tekerrürü mü sana kalmış ama doğru bu kez biraz geciktim sana, ne desen haklısın!
yaz çocuğu olmak böyle bişi.. böyle bir kendini bilmezlik, efendime söyliyim bir sahiplenme; sanırsınız patentini almışım dörtmevisimin birinin! zaaf efendim, yaza zaaf bu, güneşe zaaf, masmavi sulara, cıvıl cıvıl doğaya zaaf.. iyi etti gelmekle, kırmızı halı lütfen, ışık, maestro ve perde!

********

yıldızsal damıtmayan ne olsun! konu burada sun-i solumla hayat buladursun; ben hayatıma yeni giren tempolu ritme alışmaya çalışmakla meşgülüm.. bir ki bir ki, nefes al, nefes ver, düz yürü, yamuk yürü, koş hatta.. haydi hop hop, altın top! şu sıralar -ki bu yaz çocuğu olmaktan da kaynaklanıyor olsa gerek- bu pozitif kutup, çekecek negatiflerini arıyor :) spor yapmak önemli, allah tamamına erdirsin :))

sen de yaz yaz yaz...

*********
hayat her zaman şen kahkahalı paragaflardan oluşsaydı, okur dururduk, dururken gülerdik, gülerken okurduk.. ama öyle olmuyor işte her daim, bu açık, hatta arsızlığımız şöyle dursun bir çeşit azınlık raporu bu, çözümle çözümleyebilirsen.


bkz yıldız geçiti yok; hem-men burada dipnota geçiyoruz:

dipsiz kuyuladan çıkıyoruz, yönümüzü alıyoruz, pruva!
ama ama ama bi kedi gördüm sanki, evet evet bi kedi gördüm!!!

adada keyfin biri bin para; hoşgelişler, güzellikler ola..