7 Ocak 2009 Çarşamba

Mamma Mia...

baktım ki hüzünden baloncuklar, baloncuktan fikirler dolup dolup taşarken yıldan almışız yine günleri gidiyoruz... henüz daha tarih sayfalarına sekizbuçuktan dokuz yazarken, bir bakmışız bu yılda bir varmış bir bitmiş olacak.

esas kız, kadim dost;
bak aklıma ne geldi.. ki bayılırım böyle "al-dante" fikirlere... niyeyse sevinçten çemberlere girelim, sevgiden sel olalım, pıtır pıtır dolanalım diyorum...
bu yılı böyle üç büyük ana bölelim, iş planlarımızı bir dökelim, süreçleri aman ha iyi yönetelim diyorum...
eee ne de olsa, yaşadığımız gururdur, heyecanımız boyumuzdan büyük; karara saygımız sonsuz...
ben bu yirmi iki yıldan aldığım güçle sana "şapka çıkarıyorum" :))

*********

hakettik mi, bence fazla fazla...
tarihin sekizbuçuğunda kalmış karanlık zamanlara son verip herkesi pembe beyaz düşlerine cesarete davet ediyorum...
bu bir seferberlik ilanıdır!

(holaaa, kızım sana söylüyorum,okur sen de anla...)

**********
to be cont'd.... :)))


From the moment I wake up
Before I put on my makeup

I say a little prayer for you..

While combing my hair now
And wond'ring what dress to wear now
I say a little prayer for you...

Forever, and ever, you'll stay in my heart, and I'll love you
Forever, and ever, we never will part, oh I love you
Together, forever, that's how it should be
Living without you
Would only mean heartbreak for me...

I run for the bus dear, while riding I think of us dear,
I say a little prayer for you...
At work I just take time, and all through my coffee break time
I say a little prayer for you...

My darling believe me
For me there is no one but you
Say you love me too..

4 Ocak 2009 Pazar

gizli özne...

bir fotograf karesine dakikalarca dalıp da gözlerinizin dolmasına izin verdiğiniz oldu mu hiç? beyin kıvrımlarınızın hiç bu kadar işe yaramasından sıkıntı duyduğunuz ya da o karedeki bir pikselin bile içinizi bu denli acıttığı.. içimde pamuklara sarıp sarmaladığım o şey koca bir demir yığını olmuş meğer... ya da hep öyleymiş de ben mi farkedememişim...pamukları biraz araladığımda anladım; iç acıması da bundan olsa gerek...

ya da olsa olsa "havalardandır"...

bu aralar yağmur var bu şehirde hemen her gün... güneş yüzünü göstermeye çalışsa da içini dökesi gülümsemesinden daha baskın olduğundan olsa gerek, sürekli adımlarımızı yokluyor. Bazen bir çamur sıçramasında, bazense ayakkabılarımızın kaygan tavırlarında.. "tamam" diyoruz, "sen kazandın", dök içini de rahatla, biz kenardayız... sen kendine gelene dek, "biz" kenardayız...

bu ada yağmurseverdir, biliriz. bu adada ne yağmurlar yaşadık, onu da biliriz...
bilmediğimiz debi hesabı da yok, ama hala "ada"m gibi ıslanmayı öğrenememişiz... ondandır heryanımıza sıçrayan çamurlar, ondandır ters dönen şemsiyeler, ondandır hala ayakların aynı sularda kayışı...

*******
yeniden yap-bozlara döndü yüzüm.
her yapıp bozuşumda yeni bir parçayı daha keşfediyorum.
bu yüzden yüzüm dönük ama aklım yeni parça bulma hevesinde.
sıkıldığımdaysa atıp bir kenara haftaları sayıyorum...
sonra hiç ummadık yerden bir parça daha çıkıveriyor karşıma...
aslında o parça da hep orada.
haftalardır aramadığıma yanmam cabası, hayatı elliye yetmiş yap-bozlara yoruyorum...

*******

beni üzen aslında
üzüldüğüm için değil
bazen sözle anlatılmaz ya
kelimeler sikayetlenir
yıllara meydan savaşı ilan edince o cesaret
kin koca bir volkan olur sonrada önünde eğileverir
sahici herşeyin asıl rengi
kalbime kaç kere sorduysam
hep bana ismini heceledi
bende inanıp ona uyduysam
eğer bir gün farketmeden, istemeden seni kırdıysam
özrün efendisi en yakınım olur, diler yoluma devam ederim...

31 Aralık 2008 Çarşamba

İki Sıfır Sıfır Dokuz…

Yıllara geçişler artık nedense eskisi kadar “aman efendim hoş gelişler olaaa” naralarımızla süslenmiyor olsa da yine de insanın içini sıcacık yapan bir kıpırtı olmuyor değil… yaşadığımızın karı bir yıl daha “yıl yığını” arasında yerini alırken, yine yeni umutlarla yüzümüzü hayırlı bir yıla dönüp “merhaba” demenin tam vaktindeyiz… bastık ayağımızı, çekenin bir yüzü kara :)

******
Bir hayal kırıklığı - bir tatlı heyecan dalgasında sinüsoidal gelip gitmelerle dolduysak, yine geçti, yine bitti denecek kadar kısaymış meğer dedirten zamanın t halinde kaldıysak ve yıllara meydan savaşında bir yol daha kat ettiysek ne ala… umutlarımızı bazen yolda bulduk ya da yere düştüğünü fark etmedik ama bu almanaktan da öğrendiğimiz çok şey var dostlar!

*****
Ben sabrımı tarttım bu yıl, doldum taştım ama kayıplara karışmadım.
Öğrendiğim yine çok şey oldu –bin şükür-, bir kez daha çok öğrenecek şeyim olacağını anladım…
Yıldızlı aferin!

*****

Geride kalan yıla teşekkürüm sonsuz, hala sevdiklerimle beraber olma şansını bana/bize verdiği için… Gelecek yıldan da en büyük harfli dileğim bu tek satır… Geri kalanlarsa sessiz harfler altında ufacık tefecik zamanlardan ibaret… yaşarken tadını çıkartmak üzere!

******


arada bir tıklayıp da ada sakinlerini mutlu edenlere sürprizdir! Prenses iftiharla sunarken, adını koyamadığı herkesi de kocaman kucaklar, iyi seneler diler...



buç'um; yeni işinle birlikte musmutlu bir yıl seninle olsun!
partişkom; bu yıl olacak, reklam dünyası seninle çalkalanacak, savul 2009 !! :)
gökç'üm; daha çok görüşeceğiz, eğleneceğiz.. ayt'ımı da seni de çok seviyorum!
yay kızı deli hatunum; go and visit Ukraine and i wish u a good love luck!
cic'im; unutmadım siziii... sizin yılınız olsun 2009, &still...ces't une belle histoire ;)
tuç'um; hola! mutlu seneler ola! bu yıl barça'ya geliyorum, kimse beni tutaamaaaazzz :)
metalik askerim; hayırlı tezkerelerin ola :) daha mangal yapıcaz boooolcana :)
özo'm; özlemeyelim bu yıl birbirimizi, kop gel hep istanbula :)
parizyenim; dalinin seni 2009'da da çoook sevicek!!!
blondie cookie'm; we missed the previous but maybe we could catch-up this year ;)
kedi yavrusum; kuzu bu yıl seni çok mutlu görmek istiyoo, bi de beyaz :)
seç'im; devirdik hayırlısıyla bu yılı, ama çalkantılı ama kahkahalı, teşekkür ederim yaşananlara haydi o zaman eller yine havaya, mutlu bir yıla :)
brk'ım; sen yine olduğun gibi kal, benim için sakın değişme :)
api'm; jr.ı bana bu yıl göstermezsen çekeceğin olsun ama çok da mutlu bir yılın :)
ürün yönetimim; (tuç&ferim); bu yıl da yüzünüz hep gülsün, seviyorum sizii :)dosealas'ım; nicedir hışır hışır sesler gelmez oldu adaya; 2009 bol şans getirsin sana :)
mevum; 2009da da yaşasın blog kardeşliği :)
demir çelik, ses veriyorummm!!! sizi seviyorum, mutlu senelerrr :)

******

Hal böyleyken,
İki sıfır sıfır dokuz, hazırız bekliyoruz…
Herkese en pırılından mutlu seneler!



2 Aralık 2008 Salı

birinci çinko...

günün anlamı ve önemi büyük;
bir çift tavşan patisi uğuru bu.

kader diye birşey var, ve hala yaşadıklarımdan öğrenecek çok şeyim...
ve ben sustum, sen söyledin...ben dinledim;

****
"Bir aleme indim yalnız
Yerde toprak, gökte yıldız
Bir yan susuz bir yan deniz
İki el, bir baş verdiler
Bir çift göz ağlar da güler
Dört bir yanda benim gibiler
Doğru söz içinmiş diller,
işte kalbin sev dediler
Bana yalan söylediler
Bana yalan söylediler
Kaderden bahsetmediler

Varsın böyle geçsin ömrüm
Neşeyle dolsun bari her günüm
Hani benim sevdiklerim
Hani gönül verdiklerim
Hasret gider ben giderim..."

27 Kasım 2008 Perşembe

telaşsız yazı...

Efendi gibi başından geçenleri anlatabilmeli, geride kalması gerekeni geride bırakabilmeli yürek…alışkanlıktan-belki de dalgınlıktan gidip gelip bir kıyıya bıraktıklarını tekrarlanan bir dalgada tekrar içine almadan…yürek efendiliğinden ölür de yapar mı yapmaz mı tartışılır…

yapmazdı'ları bir köşede bırakıp yapabilmeyi öğreniyor(uz) bu aralar. Yürek efendiliğinden ödün vermiyor, ama kendine karşı dik durabiliyor bu kez.. bu kez ayağını inatla o kıyıda ıslatıp, tekil çoğul çakıl taşlarının arasında köpük savaşının derdine düşüyor…ıssız bir kıyının neyine güven sorumsuz dalgalarında –bir kaşık su hesabı- boğulmadan, boğuşmadan…

ruhu dingin-fikri zengin zamanlarım var adada bu aralar…zamanlarım o kadar hızlı ki, yeni yürümeye başlayan bebeğin peşinde koşar gibi, biraz tedirgin ama bir o kadar güzel…bir taraftan düşerken diğer taraftan kalkıp, etrafına gururdan gülücükler saçıyor…

omzumdaki melekler mi cüretkar yoksa geç kalmışlığın gençliğe direnişinde bir dönemeç mi bu, farkında olmadan...

Uyudum, birkaç vakit önceydi...Bir dilek tuttum, sırçadan!
Dileğimden korktum, soru oldum…
Sorular cevapsızken, hoş geldin bir buket çiçek kokunla buralara…
oysa ki geçiyordun, uğradın…

******

biraz çikolatalı...biraz telaşsız... "tatlı" kasımlar...

31 Ekim 2008 Cuma

Yastık Altı Hikayesi

Evvel zaman olur ki; bir gece vakti karıştırılan eski notlar, eski dostlar, eski yüzler, eski anlamlar- anlam taşıdığı sanılanlar-, aldatmacalar; gün olur devran döner hesabı bir bir karşında yadedilmeyi beklemiş durmuştur. Hal mi kalmamış yürek mi dayanmamıştır bilinmez; zihninin duvarlarına çarpıp da geri geldikçe enerjileri artmış, içi içine sığmamıştır. Bu karmaşa süredursun erbab-ı yalnızlık olmuş, bir türkü tutturulmuş, geçmişten tozlu bir yaşanmışlık kalmıştır baki. Yastık altında yirmi bin fersah…

Mişli geçmiş zamanların birinde; bir peri yaşarmış...
Günlerden bir gün, zamanlardan pembe zaman,
Uykuya dalmış, derinmiş uykusu- ya da o öyle sanmış-
Aradığı belli, kendinden emin dalmış uykuya,
Bildiğinden aradığını, tatlı tatlı gülümsermiş etrafına…

O peri ki gün gelir “bulut olur, yağmur olur bize bakarmış;
Hem yakın hem uzakmış, yanakları al almış….”
Gel zaman git zaman; daldığı derin uykuda rüyaları harikalar yaratmış, kurgusunda besleyip büyüttüğü yemyeşil çimenlik, vadi olmuş, üzerine güneşler açmış. Kelebekler uçmuş, kuşlar doluşmuş. Papatyalı masallar, yerinden oynayan taşlar, tümden gelen bir ustanın yorgun ellerinde boyanmış...Mutluluk buysa, uyanmak nedensiz olmuş…

Yastığının altında biriktirdiği huzur dolu rüyalarından arta kalanlarla,
Böyle düzen olmaz olmuş, yazıldıysa bozulmuştur.

Aranan her ne ise geçmiş zamanda;
Kaybolmuş.
Darılmak, gücenmek yokmuş;
Yüzleşilmiş.
Sorgulayıp çıkılamamış işin içinden;
Vazgeçilmiş.

Tekerleme bitmiş; kalanlar kalmış, gidenler gitmiş; peri hep uykusundaki harikaları sevmiştir...
gökten üç elma düşmüş: duma-duma-dum.

14 Ekim 2008 Salı

Kuzu Bozması ve Çakıltaşları

Gelmiştir sarılmanın kaleme vakti, akıtmanın zamanı yüreği…kısa tutulacaktır söylem.. derindir, içinde saklıdır özneleri..nesneleri..

Müsaade isterkenki halet-i ruhiyemin izdüşümümü, yoksa kendime zorla da olsa kabul ettirdiğim gerçekliğin hüznü müdür halen süregelen bilmiyorum..ama kuzunun bilinçli farkındalık evresi devam ediyor.. kuzu bozması bu…

Gelgelelim zamanı iki ters bir düz yaşıyoruz da, ne kudretli bir kuzu genidir bu ki sevincimiz kahkahamızla bir anda şenlenirken, sinirimiz boğazımızı tıkayıp bir hıçkırıkta son bulabiliyor. Son bulmaların gönüllü tercihi mi yapılan, istemeden kırılmak mı ya da kırmak, yoksa kuzu kuzu boyun eğmeyi öğrenebilmek mi büyümek…?

Ben çözümü artık sahil kenarında arıyorum. Toplayıp çakıl taşlarını avuçlarıma sektiresiye fırlatasıya oynamak istiyorum… her çakılın ismi, şemalinde saklı…



hayat çakıltaşlarının üzerinde yürürken, aslında suyun serinliğini hissedebilmek değil midir..
kuzu her zaman saftır, yumuk yumuktur, sevimlidir...