3 Mayıs 2011 Salı

yeşilmişik..

yeşil erik çıktı mı izmirim gelir benim. bir canım erik çeker, bir canım izmir. bir yanım bahar der, mutluluk der, bir yanım özleminden kütürder erik gibi..

ne güzel gelirdi bahar, kapıdan baktıran mart'ın ardından.. hemen kolsuz bacaksız dolanmaya başlardık, serpilirdik rahat rahat.. rahat batardı. herkesin elinde bir şeffaf poşet, yeşil muhteviyatlar dolu. ben derim erik candır, öbürü der çağla hayattır, bir diğeri ferahlık der tuzlu salatalıktır.

yeşil mutluluktur erik izmir :) o halde yeşil eriktir, izmirse can..


27 Nisan 2011 Çarşamba

yorgunluk kahvesi..

şu son zamanlarda kendin için ne yaptın a prenses diye soruyorum da, cevabımı bir güzel kendimden alıyorum, içime atıyorum.. evet koşturma, kovalamaca çağımız, evet bu zamanlarda koşturmayacağız da ne yapacağız hayali söylemi kısmında takılmış değilim, ama herbişey aynı zamanda olmuyormuş kısmındaki gerçeklikle fena savaş içindeyim.. içim dolu fıçıcık, zaman yapmış beni turşucuk!

binbir türlü profilden, binbir türlü hikaye cebinde, bu da ne büyük kazanımdır diyip, stres altında yaşama dört bin kolla sarılmaya devam tabi, şükredilecekler baki olarak! yoran kararların yükünü sırtlanmaya da..


ama bu geçiş durumunun da klimatolojik tarafını bulur prenses, sonra oturur yine kendi iklimini yaşar..hoş, bu kadar yorgun olmasa, daha neler neler yapar.. :))

bu merhaba olsun, orta şekerli kahve arasında.
ara da bu kadar açılmasın ;)

1 Ocak 2011 Cumartesi

ikibinonbir!

çok sakinim, sakin uyandım, zaten kış gibi değil ki etraf günlük güneşlik! yeni yıl ambiyansına eksi puan var cepte. acaba bu sukunette bir gariplik mi var diye düşünüyorum ama heyecanlı olsam neden bu kadar patırdıyorum diye sorgulardım sanırım.. insanogluna her zaman bi çelişki tozu bulaşmıştır kanımca, hamurumuz dinlenik değil, kabahat kabartamayan tozda.. ;)

son saatlere fişim çekik girsemde, gerisayımda bir kuvvet kaltım ayağa, demekki genel seyri sakin ama son dakika coşkularıyla dolu bir yıl olacak :) hiç şikayet etmem, böyle de fena çıkarım yaparım.. :)

efendim, sakin görünsekte içimizde bir kımıl heyecan zinciri de yok değil tabi, sadece dışa vurmaktansa huzurun içime kaçmasını ordan da sadece gözlerime yansımasını diliyorum.. sonunda hep gülen, gözler olsun!

ikinci yarıda şansımızı bahtımızı güzelleştiren bir önceki yılın hakkını yemeden yeni zamana yine gülen gözlerle merhaba demek olsun..

tek sayıların uğuru, yaştaki üçüncü deste ve daha gidecek çok yol var diyebilmenin özgüveni ile yeniden hoş gelsin ikibinonbir..

ve paytak penguenler aşkına, daha fazla hayat dolu olsun! ;))


7 Kasım 2010 Pazar

dünya dönüyor sen ne dersen de..

ben diyeyim yoğunluk ya da kuru kalabalıklık, siz deyin metropolik zaman kayıpları, adı her neyse, öyle bir kendine çekiyor ki insanı, yalnız kalabildiğin; deşifre olup çözülebildiğin alanları işte böyle ihmal ediyorsun.. gerçekten bu şehir insanı kafein gibi içine içine çektikçe ve ben yaka paça da olsa çıkmaya çalışmadıkça daha çooook hayıflanırım..

biraz metropolik çözümler bulayım o zaman diyorum, ama elime defter kalem almaya bile üşeniyorum.. yorgunum..

ne kadar çok şey yaşarsan o kadar tecrübeleniyorsun o ayrı ama her tecrübeyi de aldığın kararlarla ve seçtiğin yollarla sen şekillendiriyorsun aslında. dünya dönüyor ama aslında dönerken seni de çeviriyor.. sen de döndükçe birşeyleri daha görüyorsun.. hay bin çıkarım!

hattı zatında, dünya dönmeye devam ederken, ben de gördüklerime bir yenisini daha ekleyip yorulmaya, yorulurken yoğrulmaya devam ediyorum..ama çözümlemeler için üşenmeyip biraz daha çalışmalıyım sanırım..

post dünyasına hayırlı uğurlu olsun,
hayata bu sefer de başka bir tarafından bağlanıyorum :)



özel not. ben bu kadar yorgunum derken bir çırpıda yorgunluğu unutturan güzelliklerimin varlığını yadsıyorum sanılmasın! iyi ki doğmuşsun ve dünyam dönerken manzarama takılmışsın ;)

21 Ekim 2010 Perşembe

limon sıkacağı..

Yazmaya yazmaya üzerine çekiyorsun yazmamayı , sonra büyütüyorsun düşünceleri, hababam rüyalar görüyorsun, olmuyor dedim.
Silkin ve kendine gel dedim!.. Arayı açmak kolay ama tekrar ucundan tutup birleştirmek cesaret ister!.. dedim.

limonları sıkmaya ara verdim, ve geldim.

Zaten bunca zaman neden bi üşenmişlik kapladı bilmiyorum, oryantasyondayım, ondan herhalde.
Mevsim geçişine, mevsim geçişlerime oryantasyonda.
Bir de havalar bu denli değişim halinde olunca, değişen halet-i ruhiyelerimin yanlış anlaşılmalara meydan vermesine çekinmişlikten sanırım.
Neyse, alkolsüz düz çizgide yürümek değil marifet.. kaldığımız yerden devam.

hattı zatında neler olmadı, neler değişmedi,neler düşünülmedi, neler bezdirmedi, neler güzelleşmedi ki..
ama en tümden gelirsem, İstanbul sen mi büyüksün ben mi savaşında, düşününce “vayy be..” dediğim altıncı yıla adım atarken bir de baktım elde var bu şehrin sömürü arzısı olduğu.
gerçi dolu taraf prensibinde, en azından, beş yıllık kalkınma planı sona erdi.. kalkındık mı tartışılır ama dip toplamda "anlamlı,dengeli ve doyumlu" gidiş yolundan birkaç puan hak etmeliyim, itiraz hakkım baki :)

Şimdi sıra yeni projelerde..
düşünmekten bir gün bir yerlerime bir şeyler olacak ama ben azimle kıvrımlarımı gerekli gereksiz zorlamaya devam ediyorum..biliyorum biliyorum, ben bunu hep yapıyorum..

şu yolunu bulan suya diyorum, bir süre kendimi bıraksam..?
her güne zinde başlamak için de suya bir parça limon atsam!

:)

27 Haziran 2010 Pazar

hoşgeldin cuun vol4

zamanın koşması değil sorun, sorun benim arkasından koşma çabamda.. her yaz başlamadan ben bu leylekleri ne ara havada görüyorum da gözümü dikip bakıyorum bilmiyorum! bir dahaki sefere biri beni uyarsın lütfen, zira temmuzu görmeden sonbahar yorgunuyum :)

hem planlı hem plansız, hem sürprizli hem alışılmış bir hoşgeldin cuun vol 4 yazısı olmadan haziranı kapatamazdım.. varsın bu kez bahanesi satırlara değmesin, varsın biraz kıssadan hissesi kalsın, olsun mu olsun ama detayı kimseyi bağlamasın.

ama en güzel haziran bu haziran.
daha güzelini yaşayana kadar,
diyorsam, bir bildiğim var :)

25 Mayıs 2010 Salı

gölgelerin gücü adına..

içimde yüzyıllar biriktirmişim de mataf birşey yapıyormuşum gibi mi görünüyorum oradan bilmiyorum ama bu aralar sadık bir ada sakini(!) olduğum kesin. durdukça yazası gelir mi insanın, yazdıkça da yazası.. içime tükenmez kalem kaçtı.

ama diyorum, her günü ayrı piksellerde yaşarsan olacağı bu işte.
buna dolu dolu yaşamak mı diyorlar?
biraz boşa koyuyoruz gibi ama :)

sinirim geçti aslında,
ya da aslında sinir miydi doğru kelime bilmiyorum..
kalbini acıtan şeylerin gülümseme olarak yüzüne vurmasından önceki son güç denemesiydi sanırım, bunu da bir dosttan aldım..

biliyorum, huzuru taşıyan sevimli sempatik kareler yakındır, yoldadır.
varsın pikseli düşük olsun,
yeter ki huzuru içinde olsun..

yoksa piiirenses she-ra'ya dönecek,
hem de; gölgelerin gücü adına ;)