1 Şubat 2012 Çarşamba

Gel gunahin boynuma gel...

Isin en zor tarafi icindeki bitmek bilmez isyani bastirmaya calismak. Zaten basarili olabilseydim su an bu isyan baloncuklari icimi germek yerine anca anca yuksek bir ses cikartmis ama gunun sonunda patlamis dagilmis olurdu.. Balondu sondu derdim, rahata ererdim!Yorgunlugumdan mi cikiyor tum bu sorunlar yoksa bu aralar "secilmis"leri mi oynamak gorevim bilemedim.. zamansizliga isyan ettigim zamanlari mumla ariyorum.. En azindan makul ve mutlu zamansizliklardi!

Zamanin kendi boyutunda biraz daha yeri var midir acaba?
Ya da madalyalar giriste sagda mi kaliyor?

Ama bende kabahat. Uzundur almadim mizanimi onume, yapamadim hesabimi muhakememi,
sadece gelene gidene govdemi bir guzel siper ettim diye geciniyorum.
Aferin diyorum yikilmadin yine!
Aferin.. On numara bes yildiz..

Icimdeki seri katile dur demezsem olmayacak..
Yaziyorum ki yuzume vursun
Yaziyorum ki prenses'in uykusu acilsin!

vakitsiz gidisi de unutmadan,
"guzellik", "iyilik", "saglik" istesin

Gerisi bos olsun, gerisi zaten yazilmamis hikaye kalsin...

O zaman muzik baslasin...

http://www.youtube.com/watch?v=WYXwcY8FR2c&feature=youtube_gdata_player


mumlari yaktim, bir umit once.
Aynaya baktim surdum kokular
Bir cizik attim kara kapliya vah,
Vah yine kismet bana yeni acilar...

Gel gunahin boynuma gel,
Dur birazcik bir ara ver...

8 Ocak 2012 Pazar

dert faslı..

yok illa ki şehrin ve yoğunluğun karmaşasında zamansızlığın içinde zaman yaratıp birşeyler yapmam gerekiyor. hal böyleyken ve gerçekten uzun zaman olmuşken, bir havalimanı ruh halinde birşeyler karalamış olmanın zamansızlığıyla mutluyum.
derdim zaten karmakarışık.. çözebilene aşk olsun.

derdim bu aralar kendimden kopmuşluğum, içimden kopmuşluğum, derdim sürekli bir itiraz halinde mutsuzluğa yüzümü dönmüşlüğüm. derdim dert, hem de halin en farkındalığında.bir de yatay-dikey eksenlerin kendi içindeki salınımları bir yana dursun, ne yatayda ne dikeyde eğimle buluşamamışlığım..sürekli bir anlık veri alma durumu, ne fena.

derdim bu aralar yorgunluk, kronikliği içinde saklı, yansıması bende.
işin kötülüğü sanki hiç bitmeyecek, birşeylere dönüşecek gibi, stop-motion ilerlemesinde..

ara mı vermeli, arada mı gelip gitmeli, iç sesini bastırıp dış sesle mi direnmeli yoksa arayı açıp içsesle mi bütünleşmeli..

içimdekiler dışımdakilere, dışımdakiler içimdekilere sorarlar dururlar ama..
prenses uykuda!

belki de mesajın içini aynı tutup evirip çevirip süsleyip evrene yeniden mi bırakmalı.. belki de aynı resme bir daha bakmalı..




görüyorum ama çizemiyorum abidin!

30 Kasım 2011 Çarşamba

geç kalmış post #episode1

aradan geçen aylardan anlar yapıp, bir aksam da bu ekranın "eti de kemiği de senindir prenses" tepe tepe yazmalıyım dedim..ben demeden leblebiden dokuluyor işte birikmişlikler..

kaldı ki ne kadar cok yapacaklarım varsa o kadar çok da yazacaklarım var aslında.. bildiğim dağ oldu haberim yok, dağlarım bana küstü bozasım çok!

sözün özü olsun, arasözüm olsun: merhaba..!

ne var ki, zaman aşımlarının en sevdiğim yanıdır okursal özet, kaldığın yerden, bıraktığın keyifle, hiç durmadan yürüyeceğine sözdür kalem. Kalem burada çok şey anlatır.Kalem beni anlatır, bizi anlatır. Kalem kalırsa, "an" da kalır, söz uçar, fotoğraf kalır. fotoğraf anlatır, kalem susar...

bir mutluluk planı işte böyle başladı...



sonra böyle devam etti...



sonra da, Mutlu Son'a ulaştı....




to be continued...

3 Mayıs 2011 Salı

yeşilmişik..

yeşil erik çıktı mı izmirim gelir benim. bir canım erik çeker, bir canım izmir. bir yanım bahar der, mutluluk der, bir yanım özleminden kütürder erik gibi..

ne güzel gelirdi bahar, kapıdan baktıran mart'ın ardından.. hemen kolsuz bacaksız dolanmaya başlardık, serpilirdik rahat rahat.. rahat batardı. herkesin elinde bir şeffaf poşet, yeşil muhteviyatlar dolu. ben derim erik candır, öbürü der çağla hayattır, bir diğeri ferahlık der tuzlu salatalıktır.

yeşil mutluluktur erik izmir :) o halde yeşil eriktir, izmirse can..


27 Nisan 2011 Çarşamba

yorgunluk kahvesi..

şu son zamanlarda kendin için ne yaptın a prenses diye soruyorum da, cevabımı bir güzel kendimden alıyorum, içime atıyorum.. evet koşturma, kovalamaca çağımız, evet bu zamanlarda koşturmayacağız da ne yapacağız hayali söylemi kısmında takılmış değilim, ama herbişey aynı zamanda olmuyormuş kısmındaki gerçeklikle fena savaş içindeyim.. içim dolu fıçıcık, zaman yapmış beni turşucuk!

binbir türlü profilden, binbir türlü hikaye cebinde, bu da ne büyük kazanımdır diyip, stres altında yaşama dört bin kolla sarılmaya devam tabi, şükredilecekler baki olarak! yoran kararların yükünü sırtlanmaya da..


ama bu geçiş durumunun da klimatolojik tarafını bulur prenses, sonra oturur yine kendi iklimini yaşar..hoş, bu kadar yorgun olmasa, daha neler neler yapar.. :))

bu merhaba olsun, orta şekerli kahve arasında.
ara da bu kadar açılmasın ;)

1 Ocak 2011 Cumartesi

ikibinonbir!

çok sakinim, sakin uyandım, zaten kış gibi değil ki etraf günlük güneşlik! yeni yıl ambiyansına eksi puan var cepte. acaba bu sukunette bir gariplik mi var diye düşünüyorum ama heyecanlı olsam neden bu kadar patırdıyorum diye sorgulardım sanırım.. insanogluna her zaman bi çelişki tozu bulaşmıştır kanımca, hamurumuz dinlenik değil, kabahat kabartamayan tozda.. ;)

son saatlere fişim çekik girsemde, gerisayımda bir kuvvet kaltım ayağa, demekki genel seyri sakin ama son dakika coşkularıyla dolu bir yıl olacak :) hiç şikayet etmem, böyle de fena çıkarım yaparım.. :)

efendim, sakin görünsekte içimizde bir kımıl heyecan zinciri de yok değil tabi, sadece dışa vurmaktansa huzurun içime kaçmasını ordan da sadece gözlerime yansımasını diliyorum.. sonunda hep gülen, gözler olsun!

ikinci yarıda şansımızı bahtımızı güzelleştiren bir önceki yılın hakkını yemeden yeni zamana yine gülen gözlerle merhaba demek olsun..

tek sayıların uğuru, yaştaki üçüncü deste ve daha gidecek çok yol var diyebilmenin özgüveni ile yeniden hoş gelsin ikibinonbir..

ve paytak penguenler aşkına, daha fazla hayat dolu olsun! ;))


7 Kasım 2010 Pazar

dünya dönüyor sen ne dersen de..

ben diyeyim yoğunluk ya da kuru kalabalıklık, siz deyin metropolik zaman kayıpları, adı her neyse, öyle bir kendine çekiyor ki insanı, yalnız kalabildiğin; deşifre olup çözülebildiğin alanları işte böyle ihmal ediyorsun.. gerçekten bu şehir insanı kafein gibi içine içine çektikçe ve ben yaka paça da olsa çıkmaya çalışmadıkça daha çooook hayıflanırım..

biraz metropolik çözümler bulayım o zaman diyorum, ama elime defter kalem almaya bile üşeniyorum.. yorgunum..

ne kadar çok şey yaşarsan o kadar tecrübeleniyorsun o ayrı ama her tecrübeyi de aldığın kararlarla ve seçtiğin yollarla sen şekillendiriyorsun aslında. dünya dönüyor ama aslında dönerken seni de çeviriyor.. sen de döndükçe birşeyleri daha görüyorsun.. hay bin çıkarım!

hattı zatında, dünya dönmeye devam ederken, ben de gördüklerime bir yenisini daha ekleyip yorulmaya, yorulurken yoğrulmaya devam ediyorum..ama çözümlemeler için üşenmeyip biraz daha çalışmalıyım sanırım..

post dünyasına hayırlı uğurlu olsun,
hayata bu sefer de başka bir tarafından bağlanıyorum :)



özel not. ben bu kadar yorgunum derken bir çırpıda yorgunluğu unutturan güzelliklerimin varlığını yadsıyorum sanılmasın! iyi ki doğmuşsun ve dünyam dönerken manzarama takılmışsın ;)