14 Haziran 2009 Pazar

ben bu yaz..

sabah sabah bu şarkı nereden takıldı dilime derken tarihe baktım.. e takılmakta da haklıymış, istememde de.. haziranı da yarılamışız ama olmaz ki.. şehir sürekli "güneşimden kaç" temposunda koşarken nasıl da çaktırmıyor geçen zamanı...
evet evet, ben bu yaz erkenden bronzlaşmak istiyorum! bunun için tdl ve gerekli aksiyon planlarına ise bu haftayı mütaakip başlıyorum... iktisatın kıt kaynak anafikri cebimizde, bulunduğumuz haftayı hakkıyla geçirip önümüzdeki maçlar için hazırlık yapalım diyorum...

walla ne bikini modeli taramak derdim ne de gözünü sevdiğim trendlerim; ama ben bu yaz sırf ver D vitaminine coşkuyu, almayan beri gelsin diyorum! zira B12 de bundan hakkını almalı elbet :o)

elime mum diken?

*********

"Ben bu yaz bronzlaşmak
Kendimle uzlaşmak
Yer yer yozlaşmak
Uzaklaşmak istiyorum

En çok satan kitaplar elimde
kendime yönelmek istiyorum
denizden çıkıp yeni bikinimle
üşümek ürpermek istiyorum

Yansın ayağım kumlarda..sönsün günlerim mumlarla..
mavi turuncu tonlarda..toplansın dalgalar kumsalda..!"

04 Haziran 2009 Perşembe

çilekli günler... :)

İyi ki geldin yaz… ya da sonunda geldin mi ne!
tamam yıldan giden aylar, ömürden giden günler demek ama olsun..
sen hoşgel, uğurlu gel.. bu bize yeter.

Çileğin kokusu mudur yazı neşelendiren, yazın neşesi midir bu çileği tatlandıran..
Çözemedim kaldım :o)
Yoksa paintball etkisi mi bu çilek renginde atışlarla sobelenirken!
Neyse ne,
Güzel mi güzel, tadından yenmiyor!!

Hoş geldin cuun, volume 3 olmuşuz…
Şükür ki blogşansımız hala açık, blogbahtımız ise açılma potansiyelinde..
Su yolunu bulurken, içine biraz çilek katıp kokteyl hazırlayalım diyorum..
Kaldıralım kadehi, bu da bu yazın şerefine olsun!

********
"Aşkın bir tarifi olmasa seni nasıl anlatırdım
Mütemadiyen anar mıydım adını
Bilirsin hassasımdır konu sen olunca...

Gözlerindeki bereketli toprakta açmak gibisi var mı
Sen hayatımdasın ya bundan böyle benim içim acı tutar mı

Varlığın öyle bir sevinç ki burnumda çilekli sakızımın kokusu
Dertlerimi sayfa sayfa savurdum mümkünse gelmesin yenisi
Zaman ne demek adını sende unuttum biliyorsa söylesin birisi
Gel saklanalım hiç bir ayrılık bulmasın bizi.."

25 Mayıs 2009 Pazartesi

İst-Bcn-İst

"geç kalmış post..."

kıssadan hisse bir tatil arası aslında valiz dolusu sorularıma kendiliğinden geliveren çözümleriyle döndürdü beni ülke sınırlarına. halbuki biraz tanıdık, biraz kaçamaktı geçen zaman.. sorularda, cevaplar da öyle...havasına suyuna, insanının güzelliğine diyecek laf bulamadık ara sokaklarında çikolatalı kuruvasanla kahvemizi yudumlarken... ama mekanlar, yüzler, soluduğumuz havamız değişse de, istanbul yüreği orda da bırakmadı peşimi...ya da dostum izmir..

farkına varmaktan korktuğum herşeyi yüzüme bir bir vuran dost yürekler içimi kabartırken, iyi niyetine yandığımın dünyasında "buldum" diye şıklattım parmağımı! sanki ben buldum. bayılırız ya maletmeye herşeyi, bu da ucundan buyrulup yakılanından... halbuki aslında doğa ne müthiş bir olgu. herşey orada.. tüm cevaplar tüm şekiller.. tüm zeminler.. tüm makyaj... hepsi elimizin uzandığı, gözümüzün gördüğü yerde..bakmıyoruz!

iyi de prenses yorulmadı mı acaba, sormazlar mı adama...her seferinde yıkıl yapıl..yoruldu.
prenses der ki; zemin kaymaya müsaitse, ne yaparsan yap, güzellik makyaj güzelliğinden başka ne olur ki..

derken, derken, derken...

dağıldı bulutlar.
pufff diye dağıldılar... bir anda dağıldılar.
gökyüzüne kilitlendim.

herşeyin bir zamanı varmış meğer.. :)
oysa biz hep yeniden keşfe çıktık dünyayı.. zamanında keşfedilmişi varmış...

demem o ki, barselona güzeldi.
şimdi istanbul daha güzel.. istanbulun en güzel zamanı şimdi..!!

*** to be cont'd... ;) ***

14 Nisan 2009 Salı

yine akşam...

yıllar sonra hani bu satırları da evirip çevireceğim ya-yolumuz varsa daha gidecek- eminim bir garip hikaye de o an olacaktır cebimde yaşanmayı bekler. bu devran hep böyle dönüyor ve dönecek.. hoş ben çözmesine çözdüm kum tanesinin derdini de, yine de yağmur şemsiyeyi ters çevirmeden şekil bozulmuyor; nasılsa rüzgar çarptıkça istediği kayadan istediği kadar alıyor payını.. kayalarının üzerini dönmeyen şemsiyelerle koruma derneği açalım diyorum...
yaşamayı bilmeyenin söz hakkı olmasın, gülmesini bilmeyen dükkanını açmasın, dünya malı dünyada kalsın be kuzum... üstünü kapatması öğretildi ya hep, duruma alış dendi ya; varsın öyle olsun, bu oyunun kuralları hiç değişmedi, aman yeni icatlar çıkmasın.. birilerini bozmasın.
"içinde enkazlar dolu biriyim ben; tek derdim can çekişenlerden..." derken yazar, yıllar yıllar önce de aynı dertten muzdaripti zaten :) bu da üstel paragraf sağlaması.
herkese mutlu paskalyalar ;)
adaya rüzgar nerden eserse, oradan tutuyor benim başım...

***************
"vurulur gönül dediğin bir kuş kaçamam,
mazim bu kadarmış bozdurup harcayamam
değeri var her şeyin altından satamam,
ben unuttum dünü geçmişle yatamam
yine akşam yanıyor yansın sigaram, yine aşk var dönüyor dönsün dünyam
istemem ziyaret etme kalbimi bir daha...
anladım sen çok büyüksün sana göre değilim,
bir boy eksik bir beden küçük ben sana göre değilim
benim aklım kıt deliyim anlayamam, benim aklım zor sorsan cevaplayamam
yine akşam yanıyor yansın...."

06 Nisan 2009 Pazartesi

"bahar"at :)


"hoşgeldin bahar la la la
hoşgeldin dostum la la la
neşe getirdin la la la
dünyaya lalalalalalala"


********

yani şu pazartesinin kendi şahsı yetmiyormuş gibi havamızda bir bahar bir bahar sormayınız.. yeter içimiz daraldı, yağmur is pus pis, soğuk,kasvet,keder..

nisan gelmiş neyime..
ben de araya fon muzikleri aldım napiyim..
hayata bazen mikrofon gerek...
arada oksijen gerek..güneş gerek azizim!


ekin mevsimi geldi mi geçiyor mu bilmiyorum ama ben biçerdöveri hazırda tutuyorum :))
havaaaa sana söylüyorum, nisan sen anla....

********
one april day,
we'll go miles away
and I'll turn to you and
I'll say....

30 Mart 2009 Pazartesi

imkansız diye birşey var mıdır...

çıkarımlar dünyasına birkez daha hoş geldiniz...
keyifle akan sular gibi yazılarım gelmeden önceki son buharlaşmamı yaşıyorum şu an.
ne aklım yerinde, ne ben.
ne üzüldüğümden eminim ne de sevindiğimden.
muamelenin en haksızından dertliyim onu biliyorum da,
ben buna ne kadar daha kılıç kalkan kaldırabilirim ondan emin değilim.

bu post içimde patım patım patlayan düşüncelerin, bir gün gelecek
sadece güzel bir filmi seyrederkenki harikulade eşliği için parmaklarımın ucundaki pop-corn'a dönüşecek dileğiyle yazılmış; nedenini hala çözemediğim, anlam veremediğim, anlamak istemediğim, figürize ederken acı çektiğim,burcumu yükselenimi sonuna kadar yaşadığım bu case'e ithaf olunmuştur...

umarım birgün tüm bu olanların bir açıklaması yapılır.
ben buna inanmak istiyorum.
yanlış reçeteler, yanlış tedavilerin hayatı nasıl yanlış yönlendirdiğine ise hiç girmeyeceğim..

insanlar insanların hayatına müdehale ederse birileri için birşeyler hep imkansız olmayacak mıdır.. işte bir çeşit "kısıtlar teoremi"..
bu yüzden imkansız olan bazen herşeydir...

*****
ama bu içinde bulunduğum son durum komedisi olabilir mi..
komik miyim gerçekten?
ben gülmüyorum da...

*****
soran olursa; i'm just "celebrating originality"...and "I`m begging, begging you...."

24 Mart 2009 Salı

prens..im..sesim...

yüzümden düşen olmuşken bin parça… hani ben lafımı ortaya koyarım cinsinden… edebi serzenişim mi var yine ne...uykum kaçtı, içimden taşar oldum..hayır olsun!

Önsözümde sonsözümde sana ithaf olmayacak asla.. eğer yazmak istersem…

Kaldı ki zaten şimdiye kadar ara sözlerden bunca yığın düşünceyle ya ben ordinaryustum ya da sen astreoid prensi..seni ben mi böyle yaptım, pamuklara sarıp sarmalayacak başka bir şey bulamamışım gibi…yok artık, abartmışım.. sen de kabarma faslında. Bana yıldızlı aferin o halde.. ahah! Ama ben kendimi bilirim, allahı var: patates baskıda üzerime tanımam!

Ne zaman ki başarırım bu fırtınayı mevsimi gelmeden dindirmeyi, o zaman ki içim de açar açmaz çiçekler –non kardelen ama gezegen terkettirmeyen- dibine kadar keyfe keder yaşamayan ne olsun…


Desem bile…
gökyüzüne her baktığımda gülümseyeceğim...
ve evine her gişindeki anahtar sesini hissedeceğim...
küçücük anahtarlığına yüklemişim bir kere anlamını.. hep elinde tut gitsin...

tıpkı...hikayenin burası gibi.

“…Yıldızlar, başka başka insanlara farklı şeyler ifade ederler. Bazıları için sadece gökyüzünde titreyen ışıklardır. Yolcular içinse, bir rehberdirler. Bilim adamları için fikir kaynağıdırlar. Şu benim iş adamı içinse zenginlik. Ama herkes için sessizdirler. Sen hariç...”

“Ne demek bu?”

“Geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim yaşadığımı ve orada gülüyor olduğumu bileceksin. Bu yüzden sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Bütün dünyada yalnızca senin gülen yıldızların olacak.“

Ve bunu söyledikten sonra yine güldü.

“Ve üzüntün geçtiğinde – çünkü zaman bütün acıları iyileştirir- beni tanıdığına memnun olacaksın. Daima benim dostum olarak kalacaksın. Benimle birlikte gülmek isteyeceksin. Ve zaman zaman, sadece bunun için gidip pencereyi açacaksın... Gökyüzüne bakarken güldüğünü gören arkadaşların buna çok şaşıracaklar. Sen de onlara: “Ah, evet, yıldızlar beni hep güldürürler” diyeceksin. Onlar da senin deli olduğunu düşünecekler. Görüyorsun, sana ne kadar kötü bir oyun oynadım...”

****
evet biliyorsun, bana kötü bir oyun oynadın.. yine de, gezegeninde, kal sağlıcakla..

****